Siyasi, askeri, ekonomik güç ile dinin kutsal gücü bir yerde, tek elde toplanırsa bağy (azgınlık, haddi aşmak, zulüm) genellikle kaçınılmaz olur, diktatörlük sonuç olur. Kur’an, tağut diktatörleri Firavun ile sembolize eder. Firavun’un din adamları, ruhbanları-Ahbar’ları, Belam’ları varmış; siyasi danışmanları, ordu komutanları-Haman’ları varmış; servetinin, hazinesinin finansörleri, bekçileri- Karun’ları varmış... Tarih boyunca bütün diktatörlerin bir Ahbar’ı, (dini, egemenlerin çıkarlarına göre deforme eden) Haman’ı, (siyasi, askeri bürokrasi) Karun’u (bu, sistemi finanse eden ekonomik güç odakları) olmuştur. Bunlar birbirlerini tamamlayarak, işbirliği yaparak, şer ittifakı kurarak halkı sömürmüşlerdir. Ama unutmamak gerekir her Firavun’un bir Musa’sı da olmuştur.
Hz. Musa kıssası Kur’an’da açık ara en çok tekrarlanan
kıssadır, yaklaşık 200 ayette geçer. Bu tekrarlar, kıssanın farklı yönlerini
vurgulamak ve çıkarılacak dersleri pekiştirmek için yapılmıştır. Zulümden özgürlüğe kaçış. Firavun’un kibri, Musa’nın sabrı ve
kavminin zaafları, insan karakterinin farklı yönlerini gösterir. Bu kıssalarda Firavun’un
genel özellikleri: Kendisini yeryüzü tanrısı gibi görmek; mülkün, yönetimin,
ülkenin mutlak maliki-sahibi görmek; devlet gücüyle azmak, şiddet uygulamak,
fesat yaratarak halkı bölmek, sınıflara ayırmak; yandaşlarını ödüllendirmek, muhaliflerine
zulmetmek, özgürlükleri kısıtlamak,
vicdansızlık, saltanat, servet düşkünlüğü, ihtiras, ego, kibir, öfke,
ahlaksızlık ve adaletsizlik.
Firavun'un takipçisi olan diktatörler halkı sömürmekle kalmayıp; insanları doğru yoldan uzaklaştırmaya, Allah’ın mesajını gizlemeye, kendi çarpık düşüncelerini halka dikte etmeye çalışmışlardır. “Firavun şöyle dedi: “Ben size kendi fikrimden başkasını göstermem.” (Mumin-29)
Kur’an, Firavun’u- diktatörleri lanetlemiştir. “Kıyamet günü yardım göremeyeceklerdir. Bu dünya hayatında da arkalarına bir lanet taktık.” (Kasas-41, 42)
Allah insanı en güzel biçimde yaratmıştır, şan ve şeref sahibi kılmıştır. (Tin-4 Şura-70) Ona akıl ve özgür irade vermiştir. Aklını, iradesini olumlu veya olumsuz yönde kullanmasında herhangi bir limit, sınırlama getirmemiştir. İnsan aklını, iradesini iyi yönde de; kötü yönde de sınırsızca kullanabilir. (Şems-8)
İnsanın önünde iki yol vardır. Aklını, iradesini fıtratına uygun olarak iyi, olumlu yönde kullanan-salih amel işleyen Allah dostları; Allah’ın şefaatine, rızasına, hoşnutluğuna mazhar olmayı umarlar. İnsanın aklını, iradesini olumsuz yönde kullanması ve nefsin hevasına, olumsuz yönlendirmelerine uyması; kibir, gurur, dünyevi zevklere düşkünlük, nankörlük, sabırsızlık, tahammülsüzlük gibi zaaflar şeytani yönelişlerdir.
İnsanları doğru yola davet ettiği için iblis/şeytan peygamberlere düşmandır. “Böylece biz, her peygambere, insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. -insanları-Aldatmak için birbirlerine yaldızlı/aldatıcı sözler fısıldarlar.” (En’am -112)
Şeytan veya iblis, insanlar ve cinler gibi ayrı müstakil varlıklar değildir. Bunlar insanlardan da, cinlerden de olabilir. (Nas suresi)
İ B L İ S: Cinlerdendir. Cinlerin nesf-i emmaresi/devamlı kötülüğü emreden nefsidir. (Kehf-50) İblis kendisini üstün görerek, kibre sapmış, Allah’ın emrine uymamış ve Adem’e/insana secde etmemiştir/saygı göstermemiştir. (Bakara-34 Hicr-31 İsra-61 Kehf-50 TaHa-116 Sad-74) İblis insanların düşmanıdır. (TaHa-117) İblisin orduları/ona inananlar toplu halde cehenneme atılacaktır. (Şuara-94, 95) A’raf- 16, 17. ve Sad-79-82. ayetlerinde iblisin Allah’ın yolu-doğru yol üzerine oturacağı ve insanları sürekli rahatsız ederek, her türlü zaaflarından yararlanarak onları azdıracağı, şükretmeyen, sahip olduğu imkanları doğru yolda kullanmayan kişiler haline getireceği yani insanları doğru yoldan saptırmaya çalışacağı anlatılır. İblis insanın içindeki potansiyel kötülüğe yönelme arzusunu/şeytanı tetikler.
Ş E Y T A N: Kötülüğü emreden nefsin sıfatıdır. (Nefs-i Emmare- Israrla ve şiddetle kötülüğü emreden nefis (Yusuf-53)
Şeytan, insanlar için açık bir düşmandır. (Yusuf-5
Fatır-6)
Şeytan, boş vaatlerde bulunur, insanları aldatır. (Nisa-120)
İnsanları Allah yolundan uzaklaştırmak için vesvese verir
ve hile yapar (A’raf 20-22)
Nefis, kendisine kötülük ve edepsizlik telkin eden
şeytanın baskısı altındadır. (Bakara-169)
Şeytan, insanlara korku vermeye çalışır. (Aliimran-175)
Fitne, bozgunculuk yapar. (İsra-53
Maide-91)
Baskıya boyun eğen nefis, şeytanın dostu-şeytan evliyası
olur. (A’raf-30)
Malını gösteriş için harcayanlar, şeytanın dostudur.
(Nisa-38)
Şeytanın, iman edenler üzerinde hakimiyeti yoktur; şeytanın hakimiyeti, onu dost edinenler üzerindedir. (Nahl-
99,100)
Rahman’ı anmaktan yüz çevirenlere şeytan musallat edilir.
(Zuhruf-36)
Kıyamet günü şeytan, “benim sizin üstünüzde gücüm yoktu,
sadece çağırdım, siz geldiniz.” der. Kendisine inananları yüzüstü bırakır,
hayal kırıklığına uğratır. (İbrahim-22)
“Ey iman edenler! şeytanın adımlarını izlemeyin/nefsinizin
bencil ve saldırgan isteklerine boyun eğmeyin. Kim şeytanın adımlarını
izlerse, şeytan ona iğrençlikleri ve kötülüğü emreder.”
(Nur-21)
Kur’an’da; insanları Allah’tan uzaklaştıran “güç” şeytan olarak adlandırılır. Şeytanın en önemli özelliği, insanı Allah’ın yolundan uzaklaştırmak için sürekli vesvese ve aldatma yöntemleri kullanmasıdır. Ancak ayetler şunu da önemle vurgular, şeytanın gücü mutlak değildir; insanın özgür iradesiyle verdiği karar belirleyicidir.
Şeytan, iblis’in eyleme geçmiş, insan üzerindeki fonksiyonel hali olarak anlaşılabilir. İblis tekil varlık, şeytan ise onun işlevsel hali ve aynı yolu izleyen tüm güçlerin ortak adıdır. Başka bir ifade ile; iblis fonksiyonel hale geldiğinde yani insan nefsi emmaresi/şeytan ile ortaklık/iş birliği yaptığında; dışsal vesvese içsel hale gelir ve o da şeytan sıfatını alır.
İblis’in tekil şahıs olarak başlattığı isyan, insan üzerinde fonksiyonel hale geldiğinde “şeytanlık” olarak adlandırılır. Bu nedenle şeytan, hem iblisin fonksiyonel hali hem de aynı işlevi sürdüren diğer cin ve insanlar için kullanılan ortak isimdir. İblis, dışsal bir vesvese kaynağıdır; insan nefsi emmaresi/şeytan ise, içsel bir dürtüdür. Kur’an’da bu iki unsur birbirini besler ama birbirinden bağımsız da işlev görebilir. İblis’in fonksiyonu insanın içindeki şeytani yönü tetiklemektir; fakat insanın nefsi zaten kendi başına kötülüğe çağıran bir eğilim taşır…
İnsanları türlü vaadler ile aldatarak onları doğru yoldan ayrılmaya, haddi aşmaya kim, ne yönlendirirse o kişinin şeytanı odur. Müritlerinin günahlarını sıfırladıklarını, cenneti garanti ettiklerini vb. yaldızlı sözler, vaadler ile insanların aklını, gönlünü karıştıran, Kur'an'dan başka kutsiyet atfettikleri kitapları ve kabul, kuralları olan tarikat, cemaat yapılarına ve onların lider kadrosuna şeyhlere, hocaefendilere;
kendilerine mutlak sadakat, itaat ve günahlarına ortak olma karşılığında kamuda makam, yüklü maaş vaad eden siyasi güç/iktidar sahiplerine;
Dünyevi zevklere; hazlara, arzulara hitap eden seks, uyuşturucu tacirlerine ve kumar çetelerine dikkat etmek gerekir. Bir zayıf anımızı yakaladıklarında şeytanımız oluverirler.
Şeytan, Hz. Adem ve eşini sınırsız nimet, yıkılmaz saltanat vaadi ile kandırmış, yoldan çıkarmış, Allah’ın emrine karşı gelmelerine neden olmuştur. Görünen o ki; şeytan günümüzde de insanları, özellikle bazı siyasetçileri sınırsız nimet/servet ve yıkılmaz/sonsuz saltanat vaadi ile kandırmaya devam etmektedir...
İblis; kibir, kıskançlık yaparak Adem’e secde etmeyi reddedip Allah’ın huzurundan kovulunca suçu kendisinde aramak yerine, insanın aslında “değersiz” olduğunu kanıtlama yoluna gitmiştir. Onun amacı sadece insana kötülük yapmak değil, insanın nankör olduğunu, Allah’a şükretmeyeceğini ve yoldan saptırılmaya ne kadar müsait olduğunu Allah’a ispat etmektir.
İnsanın akıl ve irade ile donatılan sorumlu varlık olduğunu ve dünyanın bir imtihan sahası olduğunu unutmamak gerekir. Bir şeyin değerinin anlaşılması ve bir tercih yapılabilmesi için zıttının varlığı şarttır. “Düşünüp ibret alasınız diye her şeyi çiftler/zıtlar halinde yarattık.” (Zariyat-49) Bu ayet yaratılışın düalist yapısını işaret eder. Eğer dünyada sadece iyi, güzel, doğru olsaydı, insanın iyi olmayı seçmesi bir anlam ifade etmezdi. Çünkü tercih edilecek başka bir seçenek olmazdı.
Işığın değerini karanlık belirler. Doğru yolun kıymeti saptırıcı bir gücün (iblis) varlığıyla test edilir. İblisin vesveseleri aslında insanın içindeki cevheri (salih amel) mi yoksa cürufu (kötülüğü) mü tercih edeceğini ortaya çıkarır. İblis olmasaydı insanın melekten bir farkı kalmazdı. Meleklerin tercih yapma hakları yoktur. İradeleri sabittir. Kötülük yapamazlar. İnsan ise aşağıların aşağısına (esfeli safilin) inme potansiyeli ile yücelerin yücesine (alayi illiyyin) potansiyeli arasında bir varlıktır.
Düalizm, çift yaratılış evrendeki dinamizmi sağlar. Pozitif ve negatif kutup olmadan elektrik akımı oluşmadığı gibi; doğru ve yanlış, hayır ve şer, Hz. İbrahim ve Nemrut, Adem ve iblis karşıtlığı olmadan “tekamül” olmaz. Diyalektik düşüncenin babası sayılan Heraklitos’a göre: Karşıtların savaşı oluşun zorunlu ve tek şartıdır. Eğer karşıtlar arası savaş olmasaydı hiçbir şey olmazdı.
T A Ğ U T: Tuğyandır, bağy/azgınlaşmak, haddi aşmak, hak hukuk gözetmeyen demektir. Allah’ın yetkilerini gasp ederek, O’nun hükümleri/şeriatı yerine, çıkarlarına uygun kendi hükümlerini/şeriatını, otoritesini kuran ve insanları buna tabi olmaya zorlayan her türlü güç odağını, sahte ilahları ifade eder. Tağut; vahyin yerine nefsini; hevâ ve arzularını ilahlaştırandır. Allah onların kalbini mühürlemiştir. “Gördün mü hevâsını ilah edineni? ” (Furkan-43 casiye-23)Doğru bilgiye eriş Kur’an yoludur; bozuk, yanlış bilgiye
sapış tağut yoludur. Tağutu inkâr edip sadece Allah’a iman etmek gerekir.
(Bakara-256)
Bütün peygamberler sadece Allah’a kulluk etmeyi/tevhidi;
tağuttan ise kaçınmayı tebliğ etmiştir. (Nahl-36)
Müminler Allah yolunda savaşırlar; şeytanın dostları,
kâfirler ise tağut yolunda savaşırlar. (Nisa-76)
Hakikati inkâr eden, Allah’tan başka güçlere, tağuta tabi
olanlar, “tağut uşakları” Allah’ın lanetlediği, üzerlerine gazap indirdiği, en
ağır şekilde azap, ceza görecek olanlardır. (Maide-60)
Kur’an müminleri karanlıktan aydınlığa çıkarır; tağut ise insanı Kur’an aydınlığından alıp kendi karanlığına sürükler. (Bakara-257) Tağut= Put. (Nisa-51)
Tağuta/sahte ilahlara kulluk etmeyi reddedip, Allah’a
yönelenlere müjde/ödül vardır. (Zümer-17)
Nefsin negatif yöndeki serüveninin son durağı tağutlaşmadır. İşte Kur’an’ın Firavun ile sembolize ettiği kâfir, fasık, zalim dikta heveslisi yöneticilerin varacakları son durak bu TAĞUT durağıdır. O durağa varan yolcuların daimi konaklama yeri cehennemdir. (Maide-60) “
Tağutlaşmış nefisler insana-halka saygı duymazlar, özgürlükleri kısıtlarlar, baskı zulüm yaparlar. Müminlerin, şeytanın şerrinde korunmak için ilahi anlamda Allah’a sığınmaktan başka çareleri yoktur. (A’raf-200 Nahl-98 Müminun-97)
Dünyevi anlamda ise, şeytanlaşmış, tağutlaşmış nefislerden,
diktatörlerden korunmanın tek çaresi laiklik ilkesine, demokrasiye sığınmak, sarılmaktır.
Saygılarımla
Hiç yorum yok:
Yeni yorumlara izin verilmiyor.