“Kulunu, bir gece,
ayetlerimizden gösterelim diye, Mescid-i
Haram’dan, (Havl) bir kenarını mübarek kıldığımız
Mescid-i Aksa’ya - en uzak secdegaha yürüten Allah, her türlü noksan sıfatlardan
arınmıştır.” (İsra-1)
İlahi
vahyin Cebrail aracılığıyla resüle ulaşma sürecinde bizim için gaybi,
metafizik alanlar olduğunu; Allah’ın
Cebrail ile ve Cebrail’in resül ile kurduğu iletişimin mahiyetini, yol ve
yöntemlerini tam olarak bilemediğimizi konunun başında belirtmekte fayda
vardır.
Hz. Peygamberimiz ilahi
vahiye genellikle Cebrail aracılığıyla muhatap olduğu gibi Yüce Allah’ın
ayetlerine ilham yoluyla, ruhen de muhatap olmuştur. Ancak Hz. Peygamberin
ilahi kudretle ilişkisi Kur’an’da detaylarıyla bize anlatılmamıştır. Çeşitli
İslam dışı kaynakların etkisiyle bu konuda kafamızda senaryolar oluşturmak
yanlıştır.. Hadis ve tarih kitaplarında anlatılan, geleneksel kültürümüzde yer
etmiş şekli ile miraç: Hz. Muhammed’in göğe yükselip, huzura kabul edilerek,
Allah’la bizzat görüştüğü sanılan olayın adıdır.. Gece yürüyüşü-yürütülüşü ile ‘‘miraç’’ farklı olaylardır. İsra suresinin
birinci ayetinde gece yürüyüşünden bahsedilir. Ancak, Kur’an’da Hz. peygamberimizin
göğe yükseltildiğinden, göklerde dolaştırıldığından bahsedilmez. Miraç
konusunda ilmihal kitaplarında yazan, camilerde hocaların anlattıkları mitolojik
efsanelere, hikayelere konu olan türden bilgiler Kur’an’da yoktur. Miraç
olayına kanıt olarak gösterilen Necm suresinde de peygamberimizin göklere yükseltildiğinden bahsedilmez.
Cebrail’in yaklaşarak peygamberimize Allah’ın ayetlerini vahiy ettiği
anlatılır. Cebrail’in peygamberimize Allah’ın ayetlerini tebliğ etmesi bir
geceye mahsus değildir. Bu olayın
binlerce kez tekrar edildiği; Kur’an’ın bölüm bölüm, necm necm 23 yıl içinde
vahiy edildiği bilinmektedir.
İsra suresi
93. ve Nisa suresi 153. ayetlerinden miraç olayının gerçekleşmediğini, Hz.
Peygamberimizin göklere yükselmediğini, gökyüzünden bilgi, kitap getirmediğini ve
inkârcılar ile Ehli Kitap’ın miraç olayının gerçekleşmemesini inançsızlıklarına
bahane yaptıklarını anlıyoruz.
“.....Yahut altından bir
evin olmalı, yahut göğe yükselmelisin. Ancak senin göğe çıktığına, okuyacağımız
bir kitabı bize indireceğin zamana kadar senin peygamber olduğuna asla
inanmayız.” (İsra-93)
“Ehlikitap,
senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor.......” (Nisa-153)
“Küfre
sapmış olanlar şöyle derler: Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya.” (
Rad-7)
İsra
Suresinin 59. ayetinde ise, önceki peygamberlerin mucizeleri inkârcılar
tarafından yalanlandığı içinHz.
Muhammed’e mucizeler verilmediği açıkça bildirilmiştir..
“Bizi mucizeler
göndermekten alıkoyan, öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey
değildir.” (İsra-59)
Hz.
Muhammed’in mucizesi tebliğ ettiği Kur’an’ı Kerim’dir.Göklere
yükselmek, göklerde dolaşmak gibi
başkaca bir mucizesi yoktur. Miraç olayı
Hz. Peygamberimizin vefatından birkaç asır sonra konuşulmaya başlanmış bir
konudur.
“Dediler ki: ‘Rabbinden
bize bir mucize getirseydi ya’ Peki, önceki sayfalardaki-Tevrat ve İncil’deki
açık kanıt-Kur’an onlara gelmedi mi? (Ta Ha-133)
Eğer yüz çevirip gitmeleri
sana ağır geldiyse, haydi gücün yetiyorsa................. göğe bir merdiven daya ve onlara bir mucize getir.
Allah dileseydi onları doğru ve güzelde birleştirirdi. Artık cahillerden
olma.” (En'am – 35)
Miraç
inancı mitolojik Yunan efsanesinin etkisi, yansımasıdır. Yunan mitolojisinde Pegasus/ kanatlı ata binen tanrılar Olympos dağına çıkmaya çalışırlar.
Zerdüşlük inancında da bazı rahiplerin ruhları, Tanrı Ahura Mazda ile görüşmek için göğe yükselir. Yolda meleklerle karşılaşırlar cenneti, cehennemi gezerler. Efsane böyle devam eder...
Ettehiyyatü
duasında İslam anlayışına aykırı olarak, Allah ile peygamber karşılıklı
konuşturulur.Yaşandığı
iddia edilen miraç olayı sırasında Yüce Allah’ın Peygamberimize “Ey Peygamber! Allah’ın selamı, rahmet
ve bereketleri senin üzerine olsun” dediği; Peygamberimizin de karşılık olarak
Yüce Allah’a “Selam bizim üzerimize ve Allah’ın
bütün iyi kulları üzerine olsun” diyerek cevap verdiği söylenir. Böyle bir
karşılıklı konuşmanın olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Yüce Allah
peygamberlerle karşılıklı, yüz yüze değil,
aracılar vasıtasıyla, genellikle cebrail vasıtasıyla görüşmüştür.
Böylesine karşılıklı bir sohbet havasının doğru olabileceğini düşünmek, Allah’ı, insan gibi konuşan, insana benzer
bir varlık gibi kabul etmek olur. Oysa
yüce Yaratan’ın eşi benzeri yoktur, benzeri gibisi bile yoktur.. Ayrıca, Yüce Allah mekândan münezzehtir. Oysa
miraç efsanesinde Allah’ın mekânının,
makamının gökyüzünde bir yerde olduğu anlatılır. Allah’a mekân tayin etmek
tamamen İslam dışıdır...
Ayette
geçen Mescid-i Aksa’nın neresi olduğu, hangi mescit olduğu tartışmalı bir
konudur.İsra
Suresi 1. ayetinde Mescid-i Aksa’nın Kudüs’te olduğundan bahsedilmez. Ayet
vahiy edildiği tarihte Kudüs’te Mescidi Aksa diye bir mescid yoktu.
Ayette
bahsedilen Mescid-i Aksa’nın günümüzde Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa olması mümkün
değildir çünkü o mescid Hz. Ömer tarafından 638 yılında yaptırılmış ve 690
yılına kadar Ömer Mescidi olarak anılmıştır. 690 yılında Emevi halifesi
Abdülmelik bin Mervan tarafından genişletilen Ömer Mescidi bu tarihten sonra Mescidi Aksa olarak
anılmıştır. Mervan, ayni yıllarda Ömer Mescidine-Mescidi Aksa’ya yakın bir
yerde altın kubbeli Kubbetüs Sahra camiini inşa ettirmiştir.
Mervan’ın
Ömer Camiinin adını değiştirmesi ve İslam’ın sıratı müstekim anlayışına aykırı
olarak yaldızlı, gösterişli, şaşaalı, şatafatlı, altın kubbeli bir cami
yaptırmasının nedeni; Mekke’de halife ilan edilen Abdullah bin Zübeyr ile
politik çekişmesinden dolayı Mescidi Haram’a, Kabe'ye nazire olsun diye alternatif
bir ibadet bölgesi, ibadet mekânı oluşturma gayretidir.Günümüzde
Arapların altın kaplamalı gösterişli eşyalara düşkünlüğünün bilinç altında
yatan nedeni, altın kaplamalı kubbeyi taklit etme isteği olabilir.
İsra
suresinin söz konusu 1. ayetinde bahsedilen mescidin, Kudüs’te, Hz. Süleyman
zamanında inşa edilen Beytü-l Makdis-
Mescid-i Sülayman (Süleyman’ın Mescidi) olarak bilinen mescit de olamaz. Çünkü,
ayette söz konusu mescidin adı Beytü-l Makdis olarak değil; Mescid-i Aksa
olarak belirtiliyor. Necm
suresinin 14. ayetine atıf yapılarak Mescid-i Aksa’nın-en uzak mescidin madde-varlık
aleminin en son noktası olduğu yönünde görüşler de vardır. Söz
konusu ayette geçen “havl” kelimesi bir yan, bir kıyı demektir. Oysa meallerin
pek çoğunda bu kelime çevre,çevresi olarak tercüme edilmiştir. Kur’an’ın
bildirdiğine göre mübarek mekan-yer Mescid-i
Haram’dır. (Aliimran-96) Mescid-i Aksa, Mescid-i Haram’ın kenarında bir yer
olması gerekir.
İlahiyatçı
prof. Dr. Mikail Bayram, 2000 yılında İstanbul’da yapılan, Kur’an’ı
Anlamada Tarihsellik Sorunu
Sempozyumu’nda Mescid-i Aksa hakkında aydınlatıcı açıklamalar yapmıştır. “Mekke’de Cirane vadisinin ortasında bir
mescit vardı. Bu mescidin adı Mescid-i Aksa idi. Bu mescit, Hz. peygamberin mescit
edindiği on beş, on altı mescitten en uzakta olanı idi. Bunun için Mescid-i Aksa (en uzaktaki mescit)
diye anılırdı. Hz. Peygamber zaman zaman ashabıyla birlikte oraya gider, ibadet ederdi....”
“İlk İslâm tarihçilerinden Vâkıdî'nin Kitabü'l-Meğazî
ve el-Ezrakî'nin Ahbâru'l-Mekke adlı kitaplarında derlemiş oldukları
bilgilere göre, Mekke'de Mescid-i Haram'dan başka değişik yerlerde mescitler
vardır. Hatta bazı evler bile Mekkeliler
tarafından mescit olarak kullanılmaktadır. Bu mescitlerden biri de Mekke'ye
dokuz mil mesafedeki Cirane Vadisi'nin yukarısında olmasından dolayı "Mescid-i Aksa/en uzak mescit"
denilen mescittir. Bu mescidi Kureyş'ten birisi yaptırmıştır. Bir keresinde
peygamberimiz burada ihrama girerek Mescid-i Haram'a gelmiş ve Kâbe'yi tavaf
etmiştir. Mekke'nin fethinden sonra Müslümanlar bu eski küçük mescitleri
yenilememişlerdir. Buna rağmen bu mescitlerin yerlerinde teberrüken namaz
kılmışlardır..” (www.
istekuran.com İsra suresi 1. ayetin
tebyini )
Saygılarımla
VEDAT AKBAŞAK
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.