6 Ocak 2026 Salı

MİRAÇ EFSANESİ

 

“Kulunu, bir gece, ayetlerimizden gösterelim diye,  Mescid-i Haram’dan,  (Havl) bir kenarını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya - en uzak secdegaha yürüten Allah, her türlü noksan sıfatlardan arınmıştır.” (İsra-1)

 İlahi vahyin Cebrail aracılığıyla resüle ulaşma sürecinde bizim için gaybi, metafizik  alanlar olduğunu; Allah’ın Cebrail ile ve Cebrail’in resül ile kurduğu iletişimin mahiyetini, yol ve yöntemlerini tam olarak bilemediğimizi konunun başında belirtmekte fayda vardır.

Hz. Peygamberimiz ilahi vahiye genellikle Cebrail aracılığıyla muhatap olduğu gibi Yüce Allah’ın ayetlerine ilham yoluyla, ruhen de muhatap olmuştur. Ancak Hz. Peygamberin ilahi kudretle ilişkisi Kur’an’da detaylarıyla bize anlatılmamıştır. Çeşitli İslam dışı kaynakların etkisiyle bu konuda kafamızda senaryolar oluşturmak yanlıştır.. Hadis ve tarih kitaplarında anlatılan, geleneksel kültürümüzde yer etmiş şekli ile miraç: Hz. Muhammed’in göğe yükselip, huzura kabul edilerek, Allah’la bizzat görüştüğü sanılan olayın adıdır..  Gece yürüyüşü-yürütülüşü ile ‘‘miraç’’ farklı olaylardır. İsra suresinin birinci ayetinde gece yürüyüşünden bahsedilir. Ancak, Kur’an’da Hz. peygamberimizin göğe yükseltildiğinden, göklerde dolaştırıldığından bahsedilmez. Miraç konusunda ilmihal kitaplarında yazan, camilerde hocaların anlattıkları mitolojik efsanelere, hikayelere konu olan türden bilgiler Kur’an’da yoktur. Miraç olayına kanıt olarak gösterilen Necm suresinde de peygamberimizin göklere yükseltildiğinden bahsedilmez. Cebrail’in yaklaşarak peygamberimize Allah’ın ayetlerini vahiy ettiği anlatılır. Cebrail’in peygamberimize Allah’ın ayetlerini tebliğ etmesi bir geceye mahsus değildir. Bu  olayın binlerce kez tekrar edildiği; Kur’an’ın bölüm bölüm, necm necm 23 yıl içinde vahiy edildiği bilinmektedir.

İsra suresi 93. ve Nisa suresi 153. ayetlerinden miraç olayının gerçekleşmediğini, Hz. Peygamberimizin göklere yükselmediğini, gökyüzünden bilgi, kitap getirmediğini ve inkârcılar ile Ehli Kitap’ın miraç olayının gerçekleşmemesini inançsızlıklarına bahane yaptıklarını anlıyoruz.

 “.....Yahut altından bir evin olmalı, yahut göğe yükselmelisin. Ancak senin göğe çıktığına, okuyacağımız bir kitabı bize indireceğin zamana kadar senin peygamber olduğuna asla inanmayız.”  (İsra-93)

“Ehlikitap, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor.......” (Nisa-153)

 “Küfre sapmış olanlar şöyle derler: Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya.” ( Rad-7)

 İsra Suresinin 59. ayetinde ise, önceki peygamberlerin mucizeleri inkârcılar tarafından yalanlandığı içinHz. Muhammed’e mucizeler verilmediği açıkça bildirilmiştir..

 “Bizi mucizeler göndermekten alıkoyan, öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey değildir.” (İsra-59)

 Hz. Muhammed’in mucizesi tebliğ ettiği Kur’an’ı Kerim’dir.Göklere yükselmek,  göklerde dolaşmak gibi başkaca bir mucizesi yoktur. Miraç olayı Hz. Peygamberimizin vefatından birkaç asır sonra konuşulmaya başlanmış bir konudur.

 “Dediler ki: ‘Rabbinden bize bir mucize getirseydi ya’ Peki, önceki sayfalardaki-Tevrat ve İncil’deki açık kanıt-Kur’an onlara gelmedi mi? (Ta Ha-133)

 Eğer yüz çevirip gitmeleri sana ağır geldiyse, haydi gücün yetiyorsa................. göğe  bir merdiven daya ve onlara bir mucize getir. Allah dileseydi onları doğru ve güzelde birleştirirdi. Artık cahillerden olma.” (En'am – 35)

 Miraç inancı mitolojik Yunan efsanesinin etkisi, yansımasıdır. Yunan mitolojisinde Pegasus/ kanatlı ata binen tanrılar Olympos dağına çıkmaya çalışırlar. 

Zerdüşlük inancında da bazı rahiplerin ruhları, Tanrı Ahura Mazda ile görüşmek için göğe yükselir. Yolda meleklerle karşılaşırlar cenneti, cehennemi gezerler. Efsane böyle devam eder...

 Ettehiyyatü duasında İslam anlayışına aykırı olarak, Allah ile peygamber karşılıklı konuşturulur.Yaşandığı iddia edilen miraç olayı sırasında Yüce Allah’ın Peygamberimize “Ey Peygamber! Allah’ın selamı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun” dediği; Peygamberimizin de karşılık olarak Yüce Allah’a  “Selam bizim üzerimize ve Allah’ın bütün iyi kulları üzerine olsun” diyerek cevap verdiği söylenir. Böyle bir karşılıklı konuşmanın olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Yüce Allah peygamberlerle karşılıklı, yüz yüze değil,  aracılar vasıtasıyla, genellikle cebrail vasıtasıyla görüşmüştür. Böylesine karşılıklı bir sohbet havasının doğru olabileceğini düşünmek,  Allah’ı, insan gibi konuşan, insana benzer bir  varlık gibi kabul etmek olur. Oysa yüce Yaratan’ın eşi benzeri yoktur, benzeri gibisi bile yoktur..  Ayrıca, Yüce Allah mekândan münezzehtir. Oysa miraç efsanesinde  Allah’ın mekânının, makamının gökyüzünde bir yerde olduğu anlatılır. Allah’a mekân tayin etmek tamamen İslam dışıdır...

 Ayette geçen Mescid-i Aksa’nın neresi olduğu, hangi mescit olduğu tartışmalı bir konudur.İsra Suresi 1. ayetinde Mescid-i Aksa’nın Kudüs’te olduğundan bahsedilmez.  Ayet vahiy edildiği tarihte Kudüs’te Mescidi Aksa diye bir mescid yoktu.

Ayette bahsedilen Mescid-i Aksa’nın günümüzde Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa olması mümkün değildir çünkü o mescid Hz. Ömer tarafından 638 yılında yaptırılmış ve 690 yılına kadar Ömer Mescidi olarak anılmıştır. 690 yılında Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan tarafından genişletilen Ömer Mescidi  bu tarihten sonra Mescidi Aksa olarak anılmıştır. Mervan, ayni yıllarda Ömer Mescidine-Mescidi Aksa’ya yakın bir yerde altın kubbeli Kubbetüs Sahra camiini inşa ettirmiştir. 

 Mervan’ın Ömer Camiinin adını değiştirmesi ve İslam’ın sıratı müstekim anlayışına aykırı olarak yaldızlı, gösterişli, şaşaalı, şatafatlı, altın kubbeli bir cami yaptırmasının nedeni; Mekke’de halife ilan edilen Abdullah bin Zübeyr ile politik çekişmesinden dolayı Mescidi Haram’a, Kabe'ye nazire olsun diye alternatif bir ibadet bölgesi, ibadet mekânı oluşturma gayretidir.Günümüzde Arapların altın kaplamalı gösterişli eşyalara düşkünlüğünün bilinç altında yatan nedeni, altın kaplamalı kubbeyi taklit etme isteği olabilir.

İsra suresinin söz konusu 1. ayetinde bahsedilen mescidin, Kudüs’te, Hz. Süleyman zamanında inşa edilen Beytü-l  Makdis- Mescid-i Sülayman (Süleyman’ın Mescidi) olarak bilinen mescit de olamaz. Çünkü, ayette söz konusu mescidin adı Beytü-l Makdis olarak değil; Mescid-i Aksa olarak belirtiliyor. Necm suresinin 14. ayetine atıf yapılarak Mescid-i Aksa’nın-en uzak mescidin madde-varlık aleminin en son noktası olduğu yönünde görüşler de vardır. Söz konusu ayette geçen “havl” kelimesi bir yan, bir kıyı demektir. Oysa meallerin pek çoğunda bu kelime çevre,çevresi olarak tercüme edilmiştir. Kur’an’ın bildirdiğine göre mübarek mekan-yer Mescid-i Haram’dır. (Aliimran-96) Mescid-i Aksa, Mescid-i Haram’ın kenarında bir yer olması gerekir.

 

 İlahiyatçı prof. Dr. Mikail Bayram, 2000 yılında İstanbul’da yapılan, Kur’an’ı Anlamada  Tarihsellik Sorunu Sempozyumu’nda Mescid-i Aksa hakkında aydınlatıcı açıklamalar yapmıştır.             Mekke’de Cirane vadisinin ortasında bir mescit vardı. Bu mescidin adı Mescid-i Aksa idi. Bu mescit, Hz. peygamberin mescit edindiği on beş, on altı mescitten en uzakta olanı idi. Bunun için Mescid-i Aksa (en uzaktaki mescit) diye anılırdı. Hz. Peygamber zaman zaman ashabıyla birlikte oraya gider, ibadet ederdi....”

 “İlk İslâm tarihçilerinden Vâkıdî'nin Kitabü'l-Meğazî ve el-Ezrakî'nin Ahbâru'l-Mekke adlı kitaplarında derlemiş oldukları bilgilere göre, Mekke'de Mescid-i Haram'dan başka değişik yerlerde mescitler vardır. Hatta bazı evler bile Mekkeliler tarafından mescit olarak kullanılmaktadır. Bu mescitlerden biri de Mekke'ye dokuz mil mesafedeki Cirane Vadisi'nin yukarısında olmasından dolayı "Mescid-i Aksa/en uzak mescit" denilen mescittir. Bu mescidi Kureyş'ten birisi yaptırmıştır. Bir keresinde peygamberimiz burada ihrama girerek Mescid-i Haram'a gelmiş ve Kâbe'yi tavaf etmiştir. Mekke'nin fethinden sonra Müslümanlar bu eski küçük mescitleri yenilememişlerdir. Buna rağmen bu mescitlerin yerlerinde teberrüken namaz kılmışlardır..”  (www. istekuran.com  İsra suresi 1. ayetin tebyini )

 Saygılarımla

VEDAT AKBAŞAK


 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

T Ö V B E

  Ey iman edenler! Gönülden-içten-samimiyetle tövbe ederek Allah’a yönelin. Umulur ki  Rabbiniz, çirkinliklerinizi ve günahlarınızı örter ve...